Tarımsal Ürün Fiyatları Artışlarının Kazanamayanları: Çiftçiler

336
0
Paylaş:

Tarımsal Ürün Fiyatları Artışlarının Kazanamayanları: Çiftçiler

Türkiye’de bu yıl kuraklık, don, dolu, fırtına, hortum ve sel gib bir çok doğal felaket nedeniyle tarımsal üretimde yaşanan rekolte kaybı, artan ihracat talepleri yanında spekülatif nedenler de tarım ürünleri ve buna bağlı gıda fiyatları artışının nedenleri olarak gözüküyor. Peki bu fiyat artışı üreticiye para kazandırıyor mu? Kazanamayan belli! Kazanan kim?

Gıda ürünleri ve fiyatlarına yönelik yaşanan gelişmeler gündemde birçok soruyu da beraberinde getiriyor. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk’un çok önemli açıklamaları ve tespitleri işte tüm bu sorulara ve sorunlara cevap veriyor.

Temel Tanı: Neyi Aramalı?

Prof.Dr. Bülent Gülçubuk, “Tarım ürünlerinde meydana gelen veya gelebilecek fiyat artışları hemen gündemde kendine yer bulur ve suçlu aranır. Bunun temel nedeni tarım ürünlerinin yani gıdanın insan ihtiyaçları hiyerarşisinde ilk sırada yer almasındandır. Fiyat artışlarında ilk önce çiftçinin suçlanması gibi bir yaklaşım ortaya konmaya çalışılır ki, bu hem pratikte hem de teoride kabul edilecek bir olgu değildir. Hele Türkiye gibi işletmelerin % 64,8’inin 50 dekardan daha küçük, %83’ünün 100 dekardan daha küçük (2001 yılı verileri) olduğu bir ülkede çiftçi istese de tarım ürünleri fiyatlarının artışında rol alamaz. Çünkü rol alabileceği mekanizmalara ve fırsatlara (!) sahip değildir. Fiyat artışında rol alabilmesi için küçük ve de orta ölçekli çiftçilerin sermaye birikimine, depolama koşullarına ve de örgütlü bir yapıya sahip olması ayrıca piyasa hareketliliğinden de haberdar olması gerekir. Peki, acaba küçük-orta ölçekli çiftçiler bunlara sahip mi?  Konuya daha analitik ve neden-sonuç ilişkileri çerçevesinde bakmak gerekiyor, aksi halde sonuca gitmektense sürekli “bağcı dövülür” durulur.” değerlendirmesinde bulunuyor.

Prof.Dr. Bülent Gülçubuk, 2014 yılı itibarıyla kuraklık, don, dolu, fırtına, hortum ve daha birçok doğa olayı yaşandığını ve yaşamaya devam edildiğini belirterek, “Su kaynakları alarm veriyor, barajlar boşalıyor, su krizleri daha da arttı, bazı yerlerde ikinci ürün ekimi yasaklandı, üretim azaldı ve dünya alarmda. Bütün bunların sonucunda ne oluyor; üretim miktarı azalıyor, fiyatlar artıyor, çiftçi açısından maliyetler daha da artıyor, ürün fiyatı-girdi fiyatı makası ürün fiyatı aleyhine açılıyor ve ortalıkta bir suçlu arayışı var. Fiyat artışı bir sonuçtur, üretim azalması bir sonuçtur. Bunun nedenlerine bakmak lazım.  Nedenler, yukarıda saymaya çalıştığımız olağan dışı koşullar. 

Burada şunu sormak daha insaflıdır; beklenen sonucun ortaya çıkmaması için acaba nedenler ortadan kaldırıldı mı, önlemler alındı mı, var olduğu söylenen farklı senaryolar devreye konuldu mu? Bunlara alınacak yanıtlarla suçlu aramak herhalde daha akılcıdır. Yoksa “vur abalıya” misalinden hemen “çiftçiyi günah keçisi” göstermek herhalde büyük bir haksızlıktır.

Giderek bazı ürünlerde azalan bir üretim miktarı var, zorlaşan bir üretim yapısı var, tarımdan kopan bir nüfus var, dışa bağımlı hale gelen bazı ürünlerimiz var ama biz tanıyı başka yerlerde arıyoruz. Temel tanı; tarımsal ürün fiyatlarının artışından birileri kazanıyor ama kim? Bunları araştırmak, sürdürülebilir tarımsal üretime ve tüketici-üretici korumaya yönelik en önemli tedavi olacaktır.” dedi. 

Sorun Nereden Besleniyor?

Türkiye’de halen bazı alanlarda kendine yetebilirlik varsa bu, çiftçinin yaşama alışkanlığının, üretim alışkanlığını, kırsala-tarıma tutunma arzusundan ve de fedakârlığından gelmekte olduğunu belirten Gülçubuk, “Tarımsal ürünlerin üretiminde küçük ve orta ölçekli çiftçilerimiz sermaye ve emek-işgücü bizden diyerek üretimin sürdürülebilirliğinde en önemli aktörlerdendir. Neredeyse her koşulda üretmeye razı bu kesim ülkemiz açısından gıda güvencesinin de güvencesidir. Fakat çiftçi iradesi dışında artan fiyatlar üzerinden çiftçiyi suçlu göstermek bu güvenceyi ortadan kaldırmak anlamına ve de tarımsal üretimin devamlılığına saldırı anlamına gelir.

Çiftçiler büyük fedakârlıkla ve zor koşullarda üretiyor ama kazanan genelde kendileri olmuyor. Çiftçiler pazarlamanın, satışın son noktasında ortaya çıkan fiyattan payını alamıyor. 

Çiftçimiz yüksek maliyetle üretiyor ama pazarlamada örgütlenemiyor. Üretim maliyetlerinin sürekli artış gösterdiği ürün fiyatlarının ise buna yetişemediği bir ortamda çiftçi zaten kazanamayacaktır. Hep söylendiği gibi, yem pahalı ve canlı hayvan fiyatlarındaki artışın çok üstünde, mazot-gübre pahalı bitkisel ürün fiyatlarındaki artışın çok üstündedir. Çiftçinin de %90’ına yakını küçük ölçekli birer işletmeci, peki nasıl stok yapacak, saklayacak ve de sonradan piyasaya sürecek çiftçi. Bu gruptaki çiftçilerden fiyat artışına yol açacak davranış gösterenlere alanda rastlanılabilir mi?

Girdi ve genel ihtiyaç borçlarını hemen kapatmak durumunda olan çiftçi hangi birikim ile neyi stoklayacak. Örneğin; bu davranışı yani stoklama, bekletme işini fındıkta, kayısıda, domateste, antepfıstığında, zeytinde, kuru fasulyede, nohutta vd. yapabilecek küçük ölçekli işletme sahibi bir çiftçi düşünebilir misiniz?

Bunu düşünecek olsak, neden son yıllarda bazı ürünlerin üretiminde azalmalar meydana gelir, sorusu sorulmazdı. Aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi,  Giderek nohut – kuru fasulye gibi veya arpa – buğday gibi bazı temel ürünlerde üretim miktarında meydana gelen azalmaların sorumlusu çiftçileri midir? Bunun sonucunda ortaya çıkan fiyat artışlarının sorumlusu çiftçi midir? Peki, bunlardan çiftçi kazançlı çıkıyor mu? Kazançlı ise neden üretimden vaz geçiliyor ve de üretim alanları azalıyor? Sorunların tanısı ve çözümü buradadır. Artan bir maliyet var, değişen iklim koşulları var, istikrarsız bir fiyat hareketliliği var, bir türlü örgütlenemeyen veya bunu istemeyen bir yapı var ve halen çiftçide kusur aranıyor? Tabi ki kusuru var, o da yıllardır hep söylendiği bir olgu: ör-güt-le-ne-mi-yor-lar veya örgütlenme düzeyi etkili değil, sonuç odaklı değil.” açıklamasında bulundu.  

Kim Kazanıyor?

Prof.Dr. Bülent Gülçubuk, “Dünyanın önemli gündem maddelerinden ve da kaygılarından olan iklim değişiklikleri nedeniyle (don, dolu, kuraklık vd.) üretimde azalmalar her yerde var ama çiftçi yine de beklediğini kazanamıyor veya ortaya çıkan kazançtan, değerden hakkı olan payı alamıyor. Çiftçi kazanamıyorsa birleri daha çok kazanıyordur peki ki? Pazarda yer bulamayan çiftçiler yani pazarlama zincirinin halkalarında yer alamayan çiftçi kazanamıyor ve fiyat artışlarında da sorumluluğu bulunmuyor. Çiftçi dışındakiler yani marketler, toptancılar, aracılar, spekülatörler, toptancı hallerine rahat girip-çıkanlar, bunlar daha çok kazanıyorlardır. Çünkü ürün işleme, stoklama, bekletme küçük-orta ölçekli çiftçinin gösterebileceği davranışlar değildir.” dedi.  

Ne Yapmalı?

Çiftçi; güçlerini birleştirmeli, kararlarını ortak almalı, hareketlerini-adımlarını birlikte atmalıdır diyen Gülçubuk, “Giderek azalan bir tarım alanımız var, tarımdan kopan bir nüfus var, doğa olaylarının-iklim değişikliklerinin daha sık yaşandığı bir dönem var…bu ortamda tarımda üretimin sürdürülebilirliği daha da önemli hale geliyor. Eğer genç tarım nüfusunu yerinde tutabilirsek, örgütlenmeyi etkin ve aktif hale getirebilirsek belki çözümde önemli bir yol alınmış olunur. Bunun için ucuz girdi temini, pazarlama-ürün değerlendirme, ürün çeşitlendirme önem taşıyor. Şunu unutmamak gerekir ki, çiftçi kazanamıyorsa ne yaparsanız yapın üretim devam etmeyecek ve fiyat konusu hep konuşulmaya ve günah keçisi aranmaya devam edecektir.” dedi.  

Girdi Fiyatları – Ürün Fiyatları Makası

Tarımda girdi maliyetleri düzenli artış göstermektedir. Bu artışlar her zaman ürün fiyatlarının üzerinde olmuştur değerlendirmesini yapan Gülçubuk, “Tarımsal ürün fiyatlarının artışında girdi fiyatlarındaki artış özellikle tüketici boyutunda hep göz ardı edilir ve neden ürünler bu kadar pahalı sorusunu gündeme getirir? Burada asıl sorulması gereken soru ise; ürün fiyatları ile girdi fiyatları arasında açılan makastan kim yararlanmaktadır. Veya kimin lehine olmaktadır. Tarımda son 9-10 yılda mazot maliyeti 3,5 – 4 kat, tohum, gübre ve yem 3-4 kat, elektrik 2-2,5 kat artmıştır. Diğer yandan tarımsal ürün fiyatları değişmekle birlikte 1-2 kat artış göstermiştir. Bu hem bitkisel hem de hayvansal ürünler için geçerlidir. Gelinen noktada, özellikle küçük ve orta ölçekli çiftçi ürününü ucuza satıyor, kazanamıyor. Zaten ürünün kıt olduğu yıllarda da elinde kalan, eline geçen ürün ya olmadığı ya da çok az olduğu için yine kazanan kendisi olmuyor. Örneğin; kayısı, fındık gibi. Bazı araştırmalara göre; bitkisel ürünlerde son tüketicinin ödediği bedelin ancak %25-30’u çiftçi eline geçmektedir. Burada pazarlama zincirinde yer alan halkaların yani aktörlerin önemli etkisi vardır. Çiftçi halkada yer alamadığı veya almakta zorluk çektiği için eline geçen fiyatlar da o kadar düşük oluyor.    

Fiyat dalgalanmalarına bir ürün üzerinden örnek verecek olursak; domateste bazı yıllar üretim fazlası olduğu için fiyatlar çok düşük, bazı yıllarda yetersiz üretim sonucu fiyatlar yüksek olmaktadır. Fiyat dalgalanmasında iklim koşulları kadar yetersiz işleme potansiyeli ile ve pazarlama koşullarının oluşturulamaması da etkili olmaktadır. Burada bir diğer önemli konu da çiftçinin ürününü nasıl değerlendirdiğidir. Türkiye’de tarıma dayalı sanayi henüz istenilen düzeyde değildir. Bu nedenle işleme tesisleri ile ürünlerin işlenmesi ve depolanması önemlidir. Ülkemizde zarar edilen ürünlerde (tek yıllık) bir yıl sonrası için çiftçi üretimden vaz geçebilmekte ve sonraki yıl az üretimden dolayı fiyatların aşırı artması olayı yaşandığından, bu durumda da tüketici açısından olumsuz sonuçlar ortaya çıkıyor. Buna iklim değişikliklerinden kaynaklanan unsurlar da eklenince fiyatlardaki dalgalanma daha da artmaktadır. Pazarlama koşullarının oluşması ve üretici lehine gelişmesi hem çiftçi hem de tüketici açısından olumlu sonuçlar doğuracaktır.

Hep söylenen bir konuya burada da dikkat çekebiliriz; bahçeden kilosu 50-60 kuruşa toplanan bazı ürünler şehirlerde neredeyse 3-4 TL’ye kadar çıkıyor. Aradaki bu fark çiftçinin  cebine gitmiyor. Hatta şunu bile belirtebiliriz; girdi maliyetleri ile toplama ve nakliye giderleri yüksek olduğu için bazı ürünler yerinde bırakılıyor.

Burada şu soru ön plana çıkıyor: bu kimin, kimlerin hatası? Yanıtı, çiftçi değildir çünkü genelde kaybeden o zaten. İşte pazarlama kanalında yer alan halkaları iyi incelemek, sorgulamak gerekiyor. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, pazarlama marjı ürünlere göre değişmekle üretici maliyeti-eline geçen fiyat %25-30, toptancı marjı %25-35 ve perakende marjı da %35-50 arasında değişmektedir. Tüketicinin ödediği fiyatın ancak dörtte biri çiftçiye gitmektedir.” dedi.

Örgütlenme Özellikle de Kooperatifleşme Şart

Avrupa Birliği’nde kooperatifler ve birlikler pazarlamada bazı sektörlerde %100’lere varan oranlarda rol aldığını belirten Gülçubuk, “Ülkemizde ürüne göre ve yıldan yıla değişmekle birlikte pazarlamada Tarım Satış Kooperatiflerinin payı pamukta %45-50, zeytinyağında %2-4, şekerpancarında %30-40, incirde yaklaşık %30 olup, kooperatif ve birliklerin yaş meyve ve sebze ile hayvansal ürünlerde işlevlerinin olmadığı ortaya çıkmaktadır. Tarımda kaynakların sınırlı olması, her an risk taşıyan doğal koşullara bağımlı olması, pazarlama alt yapısındaki eksiklikler ve arz ile talebin her zaman örtüşmemesinden kaynaklanan fiyat dalgalanmaları çiftçinin örgütlenmesini zorunlu kılmasıdır. Örgütlenme olmadığında hangi koşul ve ortam olursa olsun çiftçi kazanmakta zorluklar çekecektir. Başta kooperatifler olmak üzere çiftçi örgütlerinin pazarlama zincirinde olmaması, olsa da yetersiz kalması, temsil gücünün zayıflığı, baskı grubu oluşturamaması, girdileri ucuza mal edememesi çiftçinin kazancını doğrudan etkilemektedir.  

Üretimden-sofraya etkili pazarlama kanallarının ortaya konulması, yerel-geleneksel tarım ürünlerinin gerçek değerini çiftçi lehine bulması için çiftçinin aktif ve etkili olması önemlidir. Bu sağlandığında pazarlama yapısında, piyasa işleyişinde çiftçi aleyhine oluşacak fiyat oluşumunun olumsuz etkileri en aza indirilebilecektir. Tarımsal pazarlama faaliyetleri ve fiyat oluşumu, ülkemizde çiftçilerin bir bölümünün küçüklüğü nedeniyle önem taşımakta ve burada konuya sonuç odaklı önem vermek gerektirmektedir. Çiftçilerin pazar, pazarlama, geleneksel gıdaların değerlendirilmesi, markalaşma, coğrafik işaretler, katma değer oluşturma, örgütlenme vb. konularında kapasite gelişimi önemlidir. Türkiye genelinde çiftçinin belirtilen konulardaki bilgi eksikliği ve çiftçilerin işletme küçüklüklerinin üstesinden gelebilmek, üretim maliyetlerini düşürebilmek, pazarda güçlü hale gelebilmek için örgütlenmeye ağırlık verilmesi önemli bir stratejidir. Her fiyat artışında hemen çiftçiyi suçlu gibi gösteren kesimlerin varlığına ancak çiftçi örgütlülüğü karşı gelebilecektir.  

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2014 yılına ait tahminlerde bulunmuştu. Buna göre; bir önceki yıla göre tahıl ürünlerinde %10,1, meyvelerde %4,5 azalış bekleniyordu. Bir önceki yıla göre buğday üretimi %10,4 oranında azalarak yaklaşık 19,8 milyon ton, arpa üretimi %12,7 oranında azalarak 6,9 milyon ton, çeltik üretiminin %1,1 oranında azalarak 890 bin ton, dane mısır üretiminin %6,8 oranında azalarak 5,5 milyon ton olacağı öngörülüyordu. Baklagillerden nohut %11,1 oranında azalarak 450 bin ton olacağı tahmin edilmekte idi. Meyve ürünlerinin üretim miktarının 2014 yılında bir önceki yıla göre %4,5 oranında azalarak 17,4 milyon ton olacağı belirtilmişti. Bu veriler bu ürünlerde kuşkusuz fiyat artışı olacağını da göstermekte idi. Peki, bu öngörülere karşı neler yapıldı, gelecek için neler planlanmaktadır? Bunlar üzerinde çalışılırsa, fiyat artışlarından çok, çiftçi refahı ile kendine yetebilirliği ve gıda güvencesi daha çok dikkate alınmış olunur. Yoksa topu taca atarak suçlu arayıp, durulur.  Hep belirttiğimiz gibi, çiftçinin ve tüketicinin lehine fiyat oluşumunda çıkar yol örgütlenmeye ve özelde ise kooperatifleşmeye dayanmaktadır. Ekonomik açıdan güçlü ülkelerde kooperatifler tarımsal piyasalarda %50’ler civarında pay alırken, Türkiye’de ise bu oran çok çok düşüktür.  Dünyada kooperatifler 3. büyük sektör olarak anılırken, ülkemizde ise ne yazık ki, varlığı-gerekliliği tartışılmaktadır.” diyerek, sözlerini şöyle tamamladı.

Spekülasyonlardan, kısır tartışmalardan, haksız suçlamalardan çıkmak için çiftçilerin, üretici birlikleri veya kooperatif çatısı altında profesyonel fakat çiftçi çıkarını ön plana alan bir yapı içerisinde örgütlenmesi şart.

2014 yılı Birleşmiş Milletler tarafından tüm dünyada “Uluslararası Aile Çiftçiliği Yılı” olarak ilan edildi. Sürdürülebilir üretim, yoksulluktan çıkış, doğaya duyarlı üretim ve tüketici dostu üretimin yolu küçük ve orta ölçekli çiftçilerden geçmelidir, geçmektedir. Aksi takdirde suçlu aramaya devam.

Paylaş:

Yorum Bırak