DEĞER ZİNCİRİNDE ÜRETİCİ ÖRGÜTLERİNİN ROLÜ VE ÖNEMİ

259
0
Paylaş:

Dr. Erhan EKMEN

Ziraat Yüksek Mühendisi

Tarımda değer zinciri, bizim açımızdan önemli olan şekliyle gıdanın, üretim öncesinden tüketiciye ulaşıncaya kadar geçirdiği süreçtir.  Bu süreçte gıdanın değerin arttığı her bir aşama zincirin halkaları olarak kabul edilebilir. Bu halka sayısı ne kadar artarsa gıdanın değeri dolayısı ile de fiyatı artacaktır. Burada tüketici açısından ürünün değerinin artışı iyi, buna karşın fiyatın artışı ise kötü bir durumdur.

Olağan olarak; herkes kaliteli ve standartlara uygun yani değeri yüksek gıdayı en ucuza almak ister. Ama burada gıdaya değer katan üretilmesi, toplanması, işlenmesi, paketlenmesi, nakledilmesi gibi her aşama bir emek verilmekte ve masraf yapılmaktadır. Bu işten geçimini sağlayanlarında verdikleri hizmet karşılığında hak ettikleri geliri almaları gerektirmektedir. Bu karşılıklı çıkar dengelerinin korunması çok önemlidir. Değer zincirinin bulunduğu piyasadaki aktörler arasında çoğu zaman bu dengenin oluştuğu pek söylenemez. Ne yazık ki;  Güçlü olan pastadan daha fazla gelir alır. İşte gündemde sürekli yer alan, tarlada falanca kuruşa olan ürün, markette şu kadar liraya satılmakta şikayeti buradan çıkmaktadır.

Şimdi öncelikle tarım piyasalarında gıda değer zincirindeki aktörlere ve çiftçinin durumuna bakalım. Zincirin ilk halkası olan üreticidir. Ama girdi sağlayan tedarikçiler üretim öncesinden sürece katılırlar ve her bir aşamada farklı şekilde karşımıza bir maliyet unsuru olarak çıkarlar. Daha sonra komisyoncular, aracılar, tüccarlar gelir ki bu grup pazarlamayı kolaylaştırmaktadırlar. Bir sonraki aşamada ise; diğer sektörlere göre daha az kazanan tarım sanayicileri, işleyicileri ve ihracatçıları gelmektedir. Son aşamada ise, ticaret kısmının en üst seviyeye çıktığı zincir marketler ve perakendeciler karşımıza çıkmaktadır. Zincirin son halkası doğal olarak tüketicilerdir.

Görüldüğü üzere, tarım piyasalarında üreticiden tüketiciye kadar birçok ara kademe devre girmektedir. Her basamakta değer artmakta ve bunun bir fiyatı olmaktadır. Üretilen toplam değer sonunda elde edilen toplam gelirin paylaşımında en küçük pay şekilde görüldüğü üzere en çiftçiye kalmaktadır. Toplam gelirden alınan pay tüketiciye doğru gittikçe artmaktadır.

Çiftçinin özellikle de küçük aile çiftçisinin tek başına bu sistem içinde daha fazla kazanabilmesi imkansızdır. Bu piyasada rekabet edebilmek için, kendisi gibi diğer küçük çiftçiler ile güç birliği kurmak zorundadır. Üreticinin serbest piyasa koşullarında karşı karşıya oldukları pazar baskısı ile tek başına mücadele edebilmesi mümkün değildir. Her geçen gün liberalleşen piyasalarda uygun fiyatı bulabilmeleri, üretimlerini yönlendirebilmeleri, standartlara uyabilmeleri ve alıcılar karşısında güçlü olabilmeleri için kendi örgütleri altında birleşmek, sürekli devinim ve değişim içinde bulunmak zorundadırlar.

Üretici örgütleri özellikle kooperatifler, üreticinin piyasada rekabet gücünü arttırıcı ve pazar imkanlarını geliştirici bir güce sahiptir. Kooperatif benzeri piyasada ekonomik etki gösterebilme kabiliyetinde bir üretici örgütü,  piyasaya dahil olursa; pazarlama, nakliye, paketleme, işleme gibi faaliyetlerde bulunursa çiftçinin payı kendiliğinden artacaktır. Üretici bu güç iyi kullanılabilirse, değer zincirinde etkinliği arttırılabilecektir. Bir üretici örgütü (kooperatif), ucuz girdi ve finans tedarik ederek, üretimi talebe göre planlayarak, işleyerek, depolayarak, sözleşmeler yaparak, gerektiğinde piyasalara müdahalelerde bulunarak ortağına piyasada rekabet şansı yaratacak, yeni pazarlara ulaşabilmesini sağlayacaktır. Bu durumda üretici ile tüketici arasında yer alan birçok aracı tarafından verilen hizmet üretici örgütü tarafından daha hızlı ve ucuza yapılacağı için maliyetler ve tüketiciye yansıyan fiyatlar kendiliğinden ucuzlayacaktır.

Burada sadece çiftçinin değil piyasadaki diğer paydaşların da sorunlarını çözmektedir. Örneğin;

• Kabzımalın; sektörde devamlılığını korumaktadır.

• Sanayicinin; ihtiyaç duyduğu kalite ve miktarda hammaddeyi dünya fiyatları ile rekabet edebilecek en uygun fiyatla temin etmektedir.

• İhracatçının; dış piyasanın talep ettiği kalite ve standartta ürünü istediği anda ve miktarda temin etmektedir.

• Tüketicinin; en kaliteli ürüne, her zaman, en uygun fiyatla ulaşabilmesini sağlamaktadır. 

• Devletin; ülkenin tarımsal ürünler (gıda) ihtiyacı teminini güvence altına alınmakta ve Bakanlığın; politikalarını sahaya daha ucuz, daha hızlı, daha güvenilir aktarabilmektedir.

Kısacası, sektörde yer alan bütün paydaşların işleri daha kolay ve hızlı yapabilmesi için, karşılıklı güven ortamının tesisi için üretici örgütlerine ihtiyacı vardır.

Avrupa Birliği’nde ve tarımda ileri gitmiş ülkelerde çiftçinin hakları bu yolla korunmaktadır. Özellikle gelişmiş ülkeler, yıllarca tarımlarına verdikleri büyük desteklerle liberal piyasa düzenlerini rahatlıkla uygulayabilecek güce ulaşmalarına rağmen tarımlarını koruyabilmek ve desteklenmeye devam edebilmek için yeni yöntemler aramaktadırlar. Bunların başında üretici örgütleri üzerinden verilen çevre koruma ve kırsal kalkınma amaçlı desteklemeler gelmektedir. DTÖ kurallarınca yeşil ya da mavi kutu desteklemeler olarak kabul edilen bu tip uygulamalar giderek artmaktadır. Örneğin; Avrupa Birliği (AB), tarıma ilişkin ortak politikalarında bu yaklaşımı benimsemekte, DTÖ kararlarına rağmen hala müdahaleci bir yapı ile tarımını korumaya çalışmaktadır. AB’de tarım piyasaları Ortak Piyasa Düzenleri adı verilen liberal bir sistem ile düzenlenmektedir. Bu durum DTÖ kararlarının tarım sektöründe uygulanmasını kolaylaştırmaktadır.

Sonuç olarak; tarımsal ürünlerin değer zinciri yönetiminde üretici örgütlerinin özellikle kooperatiflerin rolünü arttırarak değer zincirine değer katmak mümkün olacaktır. Bunun için kooperatiflerin, sanayici ve ihracatçı ile sözleşmeli üretimde yetkilerini güçlendirebilecek, iç pazara yönelik yerel yönetimler ile ilişkilerini arttırabilecek, bölgenin üretim ve pazarlamasını planlayabilecek imkanlar oluşturulmalıdır.

Paylaş:

Yorum Bırak