YENİ DÜZENDE DÜNYAYI KİM KURTARACAK

676
0
Paylaş:

Dr. Erhan EKMEN

Tarihte öyle zamanlar vardır ki, sonrasında yeni dönemlerin başlangıcı kabul edilirler. Takvim tarihimizde 2 bin yılı bitirdik, üçüncü bin yıllık döneme girdik derken belki de yeni bir dönemin daha başına geldik. Yeni Millenyum dediğimiz bin yıllık sürecin %2’lik kısmını bitirdiğimiz 2020 yılının başında aniden bir salgın hastalık felaketi ile karşılaştık. Ekonomik ve sosyal alanda alışık olduğumuz bütün düzen değişti. Dahası “Yeni Dünya Düzeni” adı verilen yeni bir dönemin başlangıcı olduğumuzu iddia ededenler bile oldu.

Aslında bu düzen arayışı insanlık tarihi kadar eski. Tarımla medeniyete geçtikten sonra sürekli bir düzen kurma ihtiyacı olmuş. Herkes kendisi için en iyi olduğunu düşündüğü düzeni oluşturmuş. Olağan olarak menfaatlerin çatışmaya başlayınca güçlü olanın kazandığı doğa düzeni, “yeni dünya düzeni” olarak karşımıza çıkmış. İşte o dünden beri ister insanlar arasında güçlü olanın kazandığı her savaş sonrasında ya da insanın gücünün yetmediği felaketler sonrasında ama istisnasız her defasında yeniden yeni bir düzen kurulmuş. Muhtemelen bundan sonra da yenileri kurulmaya devam edecek.

Burada önemli olan adım adım yaklaşmakta olan her türlü yeni duruma karşı mevcut imkanlarımızı en iyi şekilde kullanarak hazırlıklı olabilmektir. Her yeni düzenin gelişi her zaman önceden bellidir. Çünkü karşılaştığımız hiç bir şey doğada bir anda gerçekleşmez. Bu duruma sebep olan etkenler mutlaka daha önce birikim göstermiştir. Eğer çevremizde olup bitenin farkında değilsek; etkiyi fark etmemize neden olan şey, bardağı taşıran o son damladır. Yani kainatta hiçbir şey tesadüfi değildir. Bu birikimler sonucu bize sunulan imkanlar arasında yaptığımız seçimler ile kaderimizi belirleriz.

Yeni bir yaşam şekline geçmemize neden olacağı düşünülen son salgın hastalığı örnek alalım. Hatta buna deprem, volkan, fırtına, sel, çığ, yangın gibi doğal, daha kötüsü savaşlar ve çevre kirliliği gibi insan eliyle yaratılan yapay bütün felaketleri de ekleyelim. Günümüz teknolojisi, her türlü felaketi, önceden tahmin edilebilecek, etkilerini kısmen de olsa önleyebilecek, vaktinde alacağı tedbirlerle kayıpları en aza indirebilecek güce sahiptir. Buna rağmen, felaketlerin acılarını azaltmak için doğru kararlar aldığımız söylenemez. Tarih boyunca felaketler karşısında hep aynı hataların tekrarlandığını, en büyük kayıpların da felaketler sonrasında gelen açlık nedeniyle yaşandığını iddia edebiliriz. Geçen sene bunu açıkça bir daha gördük. Önce uzun bir dönem hastalığın olması için uygun koşullar oluştu. Sonra hastalık geldi ve panik yaşandı. Acil tedbirler ve yasaklar uygulandı. Kısa süre sonra herkes bu yeni duruma alışıp gevşedi. Hastalık asıl etkisini bu süreçte gösterdi ve çok daha büyük kayıplar yaşanmaya başladı. Ama asıl toplu ve uzun dönemli kayıplar tarımda yaşanan sıkıntılar nedeniyle kendini önce kıtlık, sonra da açlık şeklinde gösterebilir.

Son Dünya Savaşından bu yana yaşanan büyük bir felaket olmamasına rağmen son 70 yıldır insanlık için büyük utanç yaşıyoruz.  Bütün Dünya nüfusuna fazlasıyla yetecek kadar tarımsal üretim yapabilmemize rağmen bu nüfusun yarısı ya aç ya da yeterli beslenemiyor. Kendi türüne karşı adil ve dürüst olunmayan insanlık olağan olarak doğaya da saygılı değil. Dünyanın biz insanlara ihtiyacı yok ama bizim ona mutlak ihtiyacımız var. Ya bugüne kadar yaşadıklarımızdan ders alıp sahip olduğumuz bilgi ve teknolojiyi doğru şekilde kullanacağız ya da ellerimizle kendi sonumuzu hazırlamaya devam edeceğiz. İşte tam bu noktada özellikle son 50 yıldır bilim insanlarının uyarıları ve baskısıyla başta Birleşmiş Milletler olmak üzere Dünya’nın önde gelen kuruluşları çözümler arıyorlar. Bütün ülkelerin mutabakatı ile önce “Milenyum Hedefleri” ve devamında da “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri” belirlediler. Çevre koruma, açlık, adil gelir/refah dağılımı gibi konulardan oluşan bu hedeflere ulaşma konusunda devletler yine gayet gevşek ve maddiyatçı yaklaşımlar sergilediler.

Peki, bu güzel hedeflere nasıl ulaşacağız?

Geçmişte alınan kararlar niçin bugüne kadar hayata geçirilemedi. İlk anda hepimizin aklına ilgisizlik ve bilinçsizlik geliyor. Ama asıl sebep, oluşturulan eylem planlarının tam olarak uygulanamamasından kaynaklanıyor. Çünkü bu işleri takip etmek ve gerçekleştirmek ile görevli, organizasyonu üstlenebilecek doğrudan “sorumlu idari yapı” oluşturulamamış. Yıllardır gelişmiş ülkelerdeki örneklerinde gördüğümüz üzere, sahada hükümetlerden ve uluslararası kuruluşlardan bile daha iyi organizasyon yapabilen en yaygın araç, kooperatiflerdir. Birleşmiş Milletler tarafından da 2012 yılında daha iyi bir Dünya oluşturabilmenin en ideal yolu olarak Kooperatifleri işaret ediyor. Çünkü artık herkes biliyor ki; kooperatifler birçok alanda önemli organizasyonlar gerçekleştirerek büyük sorumlulukları başarıyla yerine getiriyor.

Son salgın sırasında Dünyanın birçok yerinde kooperatifler hem ulusal hem de uluslararası düzeyde dayanışma örneği gösterdiler. Ekonomik beklentiler ile değil sosyal sorumlulukları ile hareket ettiler. Salgının etkisi arttıkça hükümetlerin yetersiz kaldığı yerlerde kooperatifler, devlet ile iş birliği yapmaktalar. Bu konuda Avrupa Kooperatifleri Çatı Teşkilatı (COOPSEUROPA) tarafından yayınlanan raporda, Avrupa coğrafyasında yer alan bütün ülkelerde kooperatiflerin salgın süresince üstlendikleri sorumluluklar tek tek anlatılmış. Rapora göre, salgın süresince genel olarak sağlık, eczacılık, bankacılık, finans, emek, tedarik ve tarım gibi konularda faaliyet gösteren kooperatifler, kendi tedarik imkanları ile önce ortaklarına sonra da çevrelerindeki halka maddi ve manevi desteklerde bulunmuşlar. Bu hizmetleri aşağıdaki şekilde maddeler halinde sıralayabiliriz:

  1. Yardım kampanyaları oluşturmada, ulusal ya da uluslararası destek mekanizmalarını etkin kullanılmasında, yardımları doğrudan ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasında, sağlık ve korunma hizmetleri ile ilgili tedbirlerin kırsal alanda yaygınlaştırılmasında önemli hizmetler vermişler.
  2. Kooperatifler, salgın hastalığa karşı koruyucu temizlik ürünleri, dezenfektanlar, maskeler, acil sağlık malzemeleri, , gıda yardımlarının karşılıksız olarak dağıtılmasını sağlamışlar.
  3. Tüketici kooperatifleri fakir insanlara yardım amacıyla kampanyalar yapmışlar ve varlıklı müşterilere özel çıkarttıkları ürünleri yüksek fiyatlarla satıp ciddi bağışlar toplamışlar. Burada toplanan paralar birçok yerel yönetimin verdiği maddi yardımlar kadar etkili olmuş.
  4. Emek kooperatifleri ortaklarına uzun süre yardımcı olmuş. Özellikle yaşlıların salgından korunmalarına yönelik hususi tedbirlerin alınmasında, sağlık çalışanlarının ailelerinin bakımları ile ilgili ihtiyaçların karşılanmasında sosyal kooperatif olarak nitelendirilen yaşlı ya da bakım, kreş- anaokulu, ilk ve orta eğitim gibi konularda ihtisaslaşmış kooperatiflerin öncü roller oynamış.
  5. Özellikle aşının bulunup geliştirilmesinde teknik bilginin paylaşılması, merkezler arasında lojistik hizmetlerin verilmesi, ilaç firmalarında üretim için ihtiyaç duyulan hizmetlerin salgın hastalığa rağmen temin edilmesi, aşının dağıtımda ve uygulanmanın doğru şekilde yaygınlaştırılmasında ecza ve sağlık kooperatiflerinin ciddi katkıları bulunmuşlar.
  6. Tarımda girdi, kredi, tedarik, işçi, üretim, pazarlama ve lojistik gibi çeşitli konularda pandemi nedeniyle karşılaşılan sorunlara ilk ve etkili çözümleri yine hükümetlerden önce kooperatifler sağlamışlardır. Kooperatif ortağı olan çiftçilerin karşılaştıkları sorunlar diğerlerinden daha önce çözülebilmiş ve tarımda üretime daha erken dönebilmişlerdir. Kooperatifler hizmetleri ile muhtemel gıda krizlerine karşı toplumun güvenini ve desteğini kazanmışlardır.

Görüldüğü üzere; kooperatifler hizmetleri ile muhtemel gıda krizlerine karşı toplumun güvenini ve desteğini kazanmışlar. Uygulamaları toplumun diğer bireylerine de örnek olmuş ve dayanışma bilinci yaygınlaşmış.

Avrupa Kooperatifleri Çatı Teşkilatı (COOPSEUROPA) tarafından yayınlanan raporda, ülkemizdeki uygulamalara ilişkin örnekler de bulunuyor. Bunları raporda bildirildiği şekilde aşağıda başlıklar halinde bilgilerinize sunuyorum.

  1. Türkiye’de şeker pancarı üreten üreticilerin ortak olduğu Pankobirlik, salgını ile mücadele sırasında alkol ve dezenfektan üreterek ülke ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılamıştır. Ayrıca kooperatifin kurduğu tarım ve gıda üniversitesi aşı geliştirme, tanı kitleri ve referans materyalleri üretme konusunda çalışmalar yürütmektedir.
  2. Ortaklarına tarımsal kredi başta olmak üzere tarımsal üretimle ilgili girdi ve pazarlama desteği sağlayan Tarım Kredi Kooperatifi, kredi borçlarındaki ödemeleri geciktirmiştir.
  3. Eczane sahibi eczacıların ortak olduğu bir Sağlık Kooperatifi olan Eczakoop, ortaklarının bu dönemde ihtiyacı olan dezenfektan, maske, alkol ve her türlü medikal ve tıbbi malzeme tedariğini yapmaktadır.
  4. Gül üreticilerinin ortak olduğu bir tarım satış kooperatifi olan Gülbirlik, mücadele döneminde kendi fabrikalarında dezenfektan olarak kolonya ve sıvı sabun üretimi artarak artan kolonya ve sabun ihtiyacını karşılamıştır.
  5. Pamuğu işleyen ve ortaklarına çeşitli alanlarda hizmet veren pamuk üreticilerinin ortağı olduğu Antbirlik, Antalya bölgesindeki ortaklarına ve halka maske ve eldiven dağıtmaktadır.
  6. Birçok kadın kooperatifi, bölgelerdeki halkın ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik maske üretimi yapmakta ve bölgelerindeki yaşlılara ve engellilere yardımda yer almaktadırlar.
  7. Tüketim kooperatifleri, ortaklarının ve halkın ihtiyaçlarını karşılamak, hasta ve yaşlılara gıda ihtiyaçlarında yardımcı olmak için programlar uygulamaya başlamıştır. Tarımsal üretim ve tüketim kooperatifleri ortaklaşa çalışarak, ülkenin gıda arzı ve güvenliği konusunda sorun yaşamaması için ulusal politikalar çerçevesinde tarımsal üretim ve gıda pazarlamasında etkin rol oynamıştır
  8. Sosyal kooperatifler hasta, yaşlı, engelli ve çocuk bakımı konularında çalışmalarını sürdürmeye çalışmaktadır.

Görüldüğü üzere; kimse fark etmese de kooperatifler ülkemizde ciddi işler yapmışlar..

Her musibette bir hayır vardır diye düşünürsek; bu salgın belki de ciddi bir uyarı olur. Doğa, ekonomi ve sosyal yaşam çerçevesinde karşılıklı dengeleri korunması savunan sürdürülebilirlik ile ilgili tedbirlerin önemi fark edilebilir. Yeni Dünya Düzeni diye adlandıran sistemin ancak kooperatifler sayesinde başarılabileceği anlaşılabilir. Kooperatiflerimizin çatı altında güç birliği yaparak, adil, paylaşımcı, birlikte çalışan bir anlayışla sömürmeden, israf etmeden üretebilmeyi ve yaşamayı sağlayabiliriz.

Kesin olan bir şey varsa; YENİ DÜZENDE DÜNYAYI KOOPERATİFLER KURTARACAK

Paylaş: