Mehmet Başaran’la Kooperatifçilik Dolu Üç Gün

Mehmet Başaran’la Kooperatifçilik Dolu Üç Gün
 
Ünlü Köy Enstitülü öğretmen, şair, Yazar Mehmet Başaran’ı 27 Haziran 2015’de kaybettik. Nur içinde yatsın.
Bu yazımda, bundan 15 yıl önce Mehmet Başaran’la ilk karşılaşmamı ve beraber geçirdi-ğim kooperatifçilik dolu 3 günü anlatarak onu burada anmak istiyorum.
 
(15 yıl kadar önce, zannediyorum, 2000 yılı idi), Kırklareli Köy-Koop Birliğinin kuruluşunun 25 inci yıldönümü nedeniyle düzenlenen törende “Atatürk ve Kooperatifçilik” konusunda bir konferans vermek üzere Kırklareli’ne davet edilmiştim. Kırklareli Köy-Kop Birlik Başkanı çok değerli dostum, kooperatifçi arkadaşım Erdoğan Kantürer’in yapmış olduğu bu daveti memnuniyetle kabul etmiştim. Bana, Ankara’dan uçakla İstanbul’a gel, seni havaalanından alır, Kırklareli’ne getiririz demişlerdi.
Bende istenildiği şekilde uçakla İstanbul’a gelmiştim. Hava alanında beni karşıladılar. Alanda hazır olan arabaya binerek Kırklareli’ne doğru yola çıktık.
Arabada benden başka birisi daha vardı. O şahsı bana Mehmet Başaran diye tanıştırdılar. İşte Ünlü Köy Enstitülü Mehmet Başaran’la ilk karşılaşmam böyle oldu.
Mehmet Başaran’la daha önce hiç yüz yüze gelmemiştim. Onu bazı kitaplarından ve gazete yazılarından biraz tanıyordum. Yolda derhal sohbete başladık.
Kendisinin Kırklarelili olduğunu Köy-Koop Birlik Başkanı Erdoğan Kantürer’in çok eski arkadaşı olarak kendisinin de KÖY-KOOP Kırklareli Birliğinin Kuruluşunun 25 nci yılı kut-lamalarına davetli olduğunu söyledi. 
Mehmet Başaran da beni Cumhuriyet Gazetesine yazdığım makalelerden tanıyordu. O da Köy Enstitüsü mezunu bir öğretmen olduğundan köy, köylü, kooperatifçilik, toprak reformu gibi sorunlarla ilgileniyordu. İlgi alanlarımız aynı olduğundan, yeni tanışmış olmamıza rağmen arabada Kırklareli’ne varıncaya kadar bol bol konuştuk; yolculuğun nasıl geçtiğini anlamadık.
Bu kısa yolculuğumuzdaki sohbetimizden Türkiye’nin Köy ve eğitim sorunlarına vakıf çok önemli bir köy enstitülü aydınla karşılaştığımı anladım.
Kırklareli’nde aynı otelde kaldık. Kırklareli’nde devamlı beraber olacağımızı ve İstanbul’a da beraber döneceğimizi söylediler. Bu da beni çok memnun etti.
Doğal olarak Birlik başkanı Erdoğan Kantürer müşterek dostumuz olduğundan bizimle ilgisini hiç eksik etmedi; bizi en iyi şekilde ağırladı.
Ertesi gün, Kırklareli Köy-Koop Birliğine bağlı Köy Kooperatiflerini gezdik. Birliğin o zaman inşa ettirdiği süt fabrikasını ziyaret ettik. Süt fabrikası nedeniyle Birliğin karşılaştığı finansal ve diğer sorunları Mehmet Başaran’la beraber dinleme ve değerlendirme olanağı bulduk.
Ben bir kooperatifçi Profesör, Mehmet Başaran ise çok eski bir Köy Enstitülü öğretmen. Onun özgün görüşlerini dinlerken, bir köy enstitülü öğretmenin köy hayatıyla nasıl iç içe ol-duğunu, köy kooperatifçiliğini ne kadar içten benimsemiş bulunduğunu gördüm. Dünya çapında özgün eğitim kurumları olan köy enstitüleri, bugüne kadar varlıklarını sürdürmüş olsalar dı, köy kooperatifçiliğinin bugün ne kadar ileri bir yerde olabileceğini özlemle düşündüm.
Köy Enstitüleri, köy çocuklarının üretime katılmaları yönünde eğitilmelerini öngörüyordu. Köy Enstitülerinde çağdaş tarımsal üretimin esasını, Atatürk’ün de büyük önem verdiği kooperatifleşme oluşturacağından, kooperatifçilik eğitimine de ayrı bir yer veriliyordu.
Başkan Kantürer, Mehmet Başaran’la beni bir köy kooperatifini ziyarete götürmüştü. Kooperatif ortakları köylülerle oturmuş, sohbet ederken, benim Profesör Ziya Gökalp Mülâyim olduğumu öğrenen kooperatif ortağı bir köylü, hocam, evimde kitaplığımda sizin bir kooperatifçilik kitabınız var. Onu yıllardır saklıyorum, gerektiğinde okuyorum. Acaba, o kitabı getirsem, bana imzalar mısınız diye sordu. Memnuniyetle dedim. Hemen evine koştu ve benim 1975 yılında yayımlanan Genel ve Tarımsal Kooperatifçilik adlı kitabımı getirdi. Kitabı büyük bir zevkle şu anda adını hatırlamadığım köylüye imzaladım. Hayatımın en mutlu kitap imzalamalarından biri idi. Düşünün ki, bir Kırklareli köylüsü, kuşkusuz kooperatif ortağı, benim bir kooperatifçilik kitabımı evinde 25 yıl saklamış. İşte o kitabı bana imzalatıyordu. Hakikaten unutulmaz bir an benim için.
İşte böylece, 1-2 gün ünlü köy enstitülü Mehmet Başaran’la Kırklareli köylerini, köy kooperatiflerini gezdik; kooperatiflerin sorunlarını beraberce tartıştık.
Mehmet Başaran Kırklarelili idi. Bununla gurur duyuyordu. Benimle gezerken, o kendini ev sahibi hissediyor, büyük bir mutlulukla memleketini, köylerini, kooperatiflerini bana gezdiriyor. Ev sahibi olarak köylerinin sorunlarını bana anlatıyor, benimle tartışıyordu.
Doğal olarak, Mehmet Başaran gibi en üst düzeydeki köy enstitülü bir aydınla köyleri, köy kooperatiflerini gezmek, sorunlarını tartışmak benim için pek kolay rastlanmayacak bir deneyimdi.
Gittiğimizin ikinci günü, kentin içinde büyük bir salonda Kırklareli Köy-Koop Birliği kuruluşunun 25 nci yılı kutlamaları programında yer aldığı üzere Atatürk ve Kooperatifçilik Konulu konferansımı verdim. Konferansım büyük ilgi gördü. Konferansıma Mehmet Başaran, Erdoğan Kantürer ve çoğunlukla kooperatif ortağı köylülerin katılarak beni dikkatle dinlemeleri, konuşmama özel bir önem kazandırdı.
Ben Atatürk ve kooperatifçilik konusunda birçok üniversitede ders verdim. Ama bizzat kooperatif ortaklarına konuşmak, onlara kooperatifçi Atatürk’ü anlatmak insana ayrı bir heyecan veriyor.
Kırklareli’ne gittiğimiz gibi üç gün sonra Mehmet Başaranla, yine aynı arabada İstanbul’a döndük. Dönerken, yolda sohbet ettik. Kırklareli gezimizi ve verdiğim konferansı değerlendirdik.
Anlayacağınız, ünlü köy enstitülü Mehmet Başaran’la kooperatifçilikle dolu hiç unutamadığım üç gün geçirdim.
Dönüşte beni İstanbul’da hava alanına bıraktılar. Oradan uçakla Ankara’ya döndüm.
Bir süre sonra Mehmet Başaran bana telefon etti ve Kırklareli gezimiz ve benimle ilgili olarak 26 Ocak 2001 tarihli Müdafaa-i Hukuk Gazetesinde bir yazı yazdığını söyledi. Derhal gazeteyi aldım, Mehmet Başaran’ın “Atatürk’ün Kooperatifçisi” adlı makalesini gördüm. Makaleyi bir solukta okudum.
Mehmet Başaran bu yazısında benim şahsımda Kırklareli’ne yaptığımız 3 günlük kooperatifçilik gezisini değerlendirmiş. Hatta yazısında bana “Atatürk’ün Kooperatifçisi” unvanını vermiş.
Ne yalan söyleyeyim, Atatürk’ün kooperatifçisi unvanını ilk olarak duyuyordum. Böyle bir unvanın Köy Enstitülü bir öğretmen tarafından şahsıma verilmiş olmasından kuşkusuz çok gurur duydum. Ama Mehmet Başaran beni sadece Atatürk’ün kooperatifçisi olarak nitelemekle yetinmemiş, yazısında benim hakkında pek de hak etmediğim övücü birçok değerlendirmelerde bulunmuş.
Benim hakkımdaki bu övücü değerlendirmeleri biraz abartılı buldum ve doğrusu biraz da sıkılarak okudum. Çünkü biz Cumhuriyet Aydınları kendimiz hakkındaki övücü sözlere pek de alışık değiliz.
Mehmet Başaran’ın Atatürk’ün Kooperatifçisi yazısını okuduktan sonra derhal ona telefon ettim. Mehmet Bey, yazınızı okudum; yazınızda bana Atatürk’ün Kooperatifçisi unvanını vermenizden, tam hak etmemiş olduğumu düşünmeme rağmen, doğrusu büyük onur duydum. Ancak bütünüyle yazınızda beni anlatırken biraz abartmışsınız. Biz böyle iltifatlara pek alışık değiliz dedim. Ama bir taraftan da bu kadar güzel bir yazıyı nasıl yazdığınıza da doğrusu hayret ettim, sizi candan kutlarım dedim.
Mehmet Başaran’ın bana yanıtı aynen şöyle oldu: “Ben Köy Enstitülü bir edebiyatçıyım. Yazınca güzel yazarım. Ama samimi söylüyorum, yazımda hiçbir abartı yok, sen tüm bu yazdıklarımı fazlasıyla hak ediyorsun”.
Sayın okuyucularım, doğal olarak bütün bu yazdıklarımdan sonra, Mehmet Başaran acaba Atatürk’ün Kooperatifçisi yazısında ne yazmış diye merak ediyorsunuzdur.
Ben bu konuda şöyle bir ikileme düştüm: Bir taraftan, büyük oranda şahsımı ilgilendirdiği için Mehmet Başaran’ın bu yazısını buraya almak istemiyorum.
Ama diğer taraftan da bu yazı bana ait değil. Mehmet Başaran’a ait. Kendi İmzasıyla Müdafaa-i Hukuk Gazetesinde yayımlanmış.
İşte bu ikilem içerisinde epeyce düşündükten sonra, Mehmet Başaran’ın Atatürk’ün Kooperatifçisi başlıklı enfes yazısını sizlere aşağıda aynen sunmağa karar verdim. Ancak böylece aramızdan yeni ayrılan Köy Enstitülü büyük yazar Mehmet Başaran’ı içtenlikle, kendi yazı-sıyla anmış olacağımızı düşündüm.
Son olarak şunu da söylemekten kendimi alamıyorum. Mehmet Başaran gibi böyle değerli bir insana sahip olduğu için ne mutlu ülkeme.
Atatürk’ün Kooperatifçisi Mehmet Başaran
İlk kez karşılaşıyorduk. Uzun boylu, güler yüzlü, biraz Tonguç’u anımsatan biriydi. Ama çoktan beri tanışıyormuşuz gibi kucaklaştık. Çoktan beri konuştuğumuz konuları kaldığımız yerden sürdürüyormuş gibi konuşmaya başladık. Cumhuriyet gazetesinde çıkan yazılarını severek okuduğum, keserek dosyama koyduğum Profesör Ziya Gökalp Mülâyim’le idik. Aramızdaki kafa barışıklığı, duygu yakınlığı belki de bundandı. Ceyhan doğumluydu, sıcakkanlı bir Akdenizli...
Kırklareli Köy-Koop Birliği’nin çağrılısıyız. Profesör “Atatürk ve Kooperatifçilik” konusunda bir konferans verecek orada.
Güneşli, yazdan kalma bir gün. Trakya kırlarına açıldıkça, genişliyor içimiz. Bir bırakılmışlığı yaşıyor bomboş dingin tarlalar, görkemli hasat yıllarının uzağına düşmüş gibi... Yol kenarlarında, etrafı çevrilmiş, tarımdan koparılmış yerler var.
1950’de Kabataş Lisesi’ni bitirmiş Mülâyim. Behçet Necatigil’in öğrencisi. Saygıyla anıyor öğretmenini. Bir kitap tanıtma ödeviyle, daha bir yakınlık doğmuş aralarında.
“Bana gönderdiği bir mektubu çerçeveletip evimin duvarına astım. Dostum Şerafettin Turan’a da söz etmiştim o mektuptan. Dil Derneği’ne verilse diye düşündük ama 12 Eylül-cüler Türk dil Kurumu’nu yok ettikten sonra...”
İtalya’da, Floransa Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ni bitirmiş, doktora yapmış kooperatifçilik konusunda. Kooperatifçilik açısından bakıyor yaşama, dünyaya... “Kooperatif” dedikçe coşuyor, gözleri parlıyor. Sömürüsüz yaşamanın, insanca kalkınmanın en sağlıklı yolu ona göre kooperatifçilik... “toprak”, “üretim”, “üretici” kuru birer sözcük olmaktan çıkıyor, yaşamın kanlı canlı temel öğeleri oluyor unun dilinde.
Yaşamı, insanları seven; daha insanca, daha hakça bir yaşama düzeni düşünülemez mi? o düşü gerçekleştirmek için de, adanmışlıkla çaba harcanmaz mı? Politikaya girmiş bu yüzden: 1970 yılında CHP Yüksek Danışma Kurulu Başkanlığı...
“Partiye giriş belgemi İnönü imzaladı. Sonra da bana dedi ki: ‘Artık bir CHP’lisin. Parti üyesi olarak benimle eşitsin, onurlu geçmişimize yakışacak biçimde çalışmalıyız’”
Sonraki yıllarda İnönü’nün kendisine gönderdiği bir mektubu da çerçeveletip baş ucuna asmış.
“Behçet Necatigil’in mektubu, İnönü’nün mektubu... Bunlar evimin varsıllığı” diyor.
Ümit Doğanay’la Toprak Reformu Yasası’nı birlikte hazırlamışlar. “Komünistlik” sayılıyordu bizde. Oysa İtalya’da Hıristiyan Demokratlar gerçekleştirdi toprak reformunu. Atatürk’ün de özlemiydi bu reform ama bir türlü...
“Gece sabahlara kadar coşkuyla çalışıyorduk. Her madde üzerinde uzun uzun duruyorduk. Yüzyıllardır yarı köle durumundaki insanların yaşamı değişecekti, özlemleri gerçekle-şecekti bu yasayla. En güzel devrime kafamızı, yüreğimizi katıyormuş gibi mutluyduk. Bazen kâğıtlardan başını kaldırıp:
- ‘Mülâyim’ diyordu Ümit Doğanay... ‘Türkiye’nin yaşamı değişecek bu reformla. Çok çok onurlu bir iş bu. biz burada çalışırken dışarıda topraksız insanların davul zurna eşliğinde halay çekmelerini isterdim. Tüm halkımız sahip çıkmalıydı bu yasaya..’ ”
Ümit Doğanay’ın öldürülüşünü, daha sonraki yıllarda yaşananları anımsayarak, böğrüne bıçak saplanmış gibi kalıyor Mülâyim, söndürülen umutların hüznü yoğunlaşıyor yüzünde...
1973-79 yıllarında Samsun Senatörlüğü, 1977-79’da ise Senato Dışişleri Komisyonu Başkanlığı...
Bizi 12 Eylül’e götüren öldürümlü, kıyımlı Milli Cephe Hükümeti döneminin canlı tarihi...
Birden, acıyla geriliyor yüzü:
“Biliyor musunuz ‘Toprak işleyenin, su kullananın’ sözü, Doğanay’la ikimizindi...”
Ötesini söylemesine gerek yoktu. Çoban ateşi gibi parlayıp sönmüş yerini teröre, ihanetler karanlığına bırakmıştı umutlar...
Tam burada “onurlu, güvenilir devlet adamı” kişiliğine dayanıyor söz; “oy oyculuğa” göre değil, bilimin yol göstericiliğine göre yolunu çizen, halkını, yurdunu gerçekten seven yöneticilere... Yazık ki, çok partili yönetime geçiş çıkarcılar, çapsız politikacılar yüzünden karşı devrime dönüşmüştü. Atatürk’ün yanında çalışanlar, Atatürkçü gibi görünenler “demokrasi” adına, tüm Cumhuriyet dönemi kazanımlarını yozlaştırmışlardı...
- “Haklısınız, dedim, eğer DP döneminin ilk Milli Eğitim Bakanı Avni Başman gibi davranabilseydi suyun başına gelenler... Biliyorsunuz, Başbakan Adnan Menderes kendisinden Köy Enstitülerini kapatmaya gerekçe (komünistlikten mahkum olmuş kişi, ya da kişiler) bulmasını istediğinde büyük bir ciddiyetle: ‘Sayın Başbakan, ben Milli Eğitim Bakanıyım, Cumhuriyet’in Milli Eğitim Bakanı. Cumhuriyet’in en önemli eserini yok etmek değil, yaşatmaktır görevim.’ diyerek, Bakanlığının üçüncü ayında onurla istifayı basmıştır...”
- “Öyle mi? Bunu bilmiyordum. Oğlu Mehmet Başman dünürüm olur...”
Konuştukça tanıdığım, sevdiğim insanların onu da tanıdığı sevdiği insanlar olduklarını öğreniyorum: Şerafettin Turan, Cevat Geray, Cahit Külebi, Mustafa Gazalcı, Mustafa Ekmekçi... Erdoğan Kantürer...
Köy-Koop Merkez Birliği yönetim kurulu üyeliğinde de bulunmuş; 12 Eylül’den üç ay önce yapılan seçimi kazanamamış. 12 Eylülcüler, komünist örgütü saymışlar Köy-Koop’ları, yöneticilerini tutuklamışlar. Cumhuriyet döneminde doruğuna ulaşmış, Atatürk’ün özlemini gerçekleştirmiş bir gelişmeyi baltalamışlar... İçeriye alınmama şansızlığına yanıyor Mülâyim. 12 Eylülcüleri tarihsel yerlerine koyuyor. Sevgiyle, coşkuyla, adanmışlıkla ülkede kooperatifçiliğin canlandırılması için çırpınıyor. Bu toprağın yetiştirdiği, halkımızın özlediği bilim adamına kooperatiflerle merhaba...
 
Mehmet Başaran KİMDİR?
Şair ve yazar Mehmet Başaran 1926’da Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesindeki Ceylanköy’de doğdu. Kepirtepe Köy Enstitüsü’nü (1943) ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nü (1946) bitirdi. Köy enstitüsü öğretmenliği, gezici başöğretmenlik, ilkokul öğretmenliği, Türkçe öğretmenliği yaptı, Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın kuruluş çalışmalarına katıldı, 1979’da emekli oldu. 1950’li ve 1960’lı yıllarda güçlenen köy edebiyatı hareketinin şiirdeki en önde gelen temsilcilerinden birisidir. İlk şiiri Köy Enstitüleri Dergisi’nde yer alan Başaran’ın çok sayıda kitabı vardır. Şiirlerinde direnme ve umut temalarını iç içe işledi.1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması başarı ödülünü alan şair, 1979 Orhan Kemal Roman Armağanı’na layık görülmüştür.
lamotrigin bipolar lamotrigin ipren lamotrigin erfaringer